Translate

14 Ocak 2013 Pazartesi

Umbrella



Geçen hafta bütün yurdu beyaz bir örtüye bürünmüştü. Ardından gelen yağmurla İstanbul'un kar macerası bitti. Bitirdi bitirmesine de sonrasından gelen yağmurlar hayatı felç etmeye yetti. Hele Cumartesi günü gökler delinmişti adeta. Bu durdurak bitmeyen yağmurlu günlerde şemsiye satanların yüzü güldü. Şemsiyeleri olmasına rağmen sırılsıklam butiğe gelenler ve şemsiyelerini unutanlar. Birden bu şemsiyeyi kim icat etmiştir fikri doğdu. Google bi tıklayayım dedim. Mezopotamya'da 3400 yıl önce bir rütbenin ayrıcalık semboli olarak kullanılmaya başlanmış. Gerçi ilk kullanım amacı güneşten korunmak içinmiş. Latince'de gölge anlamına gelen umbra kelimesinden geliyormuş. Şemsiyeler yaygın olarak 1700 yıllarında kullanılmaya başlanmış ve vazgeçmediğimiz aksesuarlarımızın arasına girmiştir. Kadın erkek versiyonları yanında cep ve çanta modelleride üretilmiş. Erkekler için genelde koyu renkler yapılmış. Oysa kadınlar için renk renk üstü kalpli, desenli, fiyonklu teknoloji geliştikçe modeller fazlalaşmış. Bu aksesuarlarımızı pardesü ve kabanlarımıza uyanları seçersek dış görünümümüzün bütünlüğünü bozmamış oluruz. Ancak dışarıda çok yağmur yağdığında hangisi olursa olsun bizi yağmurdan korusun. Yine de kim bulmuşsa aklına sağlık diyorum.







11 Ocak 2013 Cuma

Soğuk Günlerde Stiliniz


Kış Batı bölgelerde de kendini gösterince insanlar  ne giyeceğini bilmez oldu. Bunlardan en önemlisi ayakkabı problemini çözmektir kuşkusuz. Altı kaymayan ve su almayan bot veya çizmelerden başlamak lazım. Bunlar genelde daha spor oldukları için iş kıyafetlerimize uymayabilir. Ancak sokakta üşümemek ve kaymamak adına bunları kullanmakta yarar var. Şirkete veya ev gezmelerine gittiğimizde yanımızda getirdiğimiz ayakkabılarla kıyafetlerimizi şıklatırabiliriz. Eldiven, şapka, atkılarımızdan asla vazgeçmeyelim. Unutmayalım ki hava şartlarından dolayı trafikte ve dışarıda ne kadar kalacağımız belli değil. Üstümüze en kalın ve su geçirmeyen kabanları tercih edelim. Kısacası dışarda sıkı sıkı giyinmeliyiz. Her ne kadar lahana gibi oluyorsakta üşütmemek için en mantıklısı. Böylece ne soğuk havadan ne kardan korkmamıza gerek yok. Ayrıca bu havalarında güzelliği ayrı. Keyfine varalım. Bu havalarda lahana stlinden vazgeçmeyelim.

 



10 Ocak 2013 Perşembe

Spor Ayakkabının Mutasyonu



Spor ayakkabının doğuşu 1838. Charles Goodyear'in volkanlaşma tekniği ile ürettiği lastik tabanla başlıyor. Ayakkabılar çağ boyunca çok çeşitlilik göstersede genelde değişik coğrafyaların iklimine vede modaya uygun olarak yapılır. 1860'dan beri üstü bez altı lastik olarak başlanan spor ayakkabılar zaman içinde büyük çağ atlamıştır. İlk öncelerde değişik spor dalları için üretilen bu ayakkabılar zaman içinde günlük yaşamamızın vazgeçilmezleri arasında yer almaya başladı. Dönemin en önemli değişimi ise dolgu topuk modelleri. Yaklaşık 10 sene evvel bu tarz modellere yer verilmişsede çok yaygınlaşmamıştı. Oysa son trend dolgu topuk spor ayakkabılar tüm yerli yabancı ayakkabı markalarının koleksiyonlarında var. Bunlar genelde topuklu ayakkabıya alışkın olanların tercihleri oluyor. Bazı hanımlar düz ayakkabı giydiklerinde geri geri gittiklerinden şikayet ederler. İşte bu modeller tam onlara göre. Hem spor olmayı hem daha uzun görünmeyi beceriyorlar. İster düz, ister dolgu topuk rahatlıkları tartışılamaz.





9 Ocak 2013 Çarşamba

Louis Vitton


Modanın kalbi Paris'te atar, markanın şahıda Louis Vitton Paris'ten çıkmadır. Bilhassa çantalarıyla  dünyaca ünlü olan bu markanın tanıtım defilesi hayranlarıyla buluştu. Bu defilede en çok  vurgulanan çizgi dama desenleri oldu. Marc Jacobs'un kalın çizgilerinden sonra, Louis Vitton  damaları bu sezona damgasını vuracağına benziyor. Tasarımın her parçasında kullanılan bu detaylar damalı kıyafetleri sevenler için güzel. Ya sevmeyenler napar bilmem. Sarı rengini bolca kullandığı gibi, kahve ve bej tonlarınada yer vermiş. Ara ara kıyafetlerin üstüne yaprak desenleri aplike ederek serpiştirmiş. Çantalar ya damalı, ya ayrı renkte biyelerle kombin edilmiş. Ayakkabılar genelde sivri uçlu, platformsuz ve kısa topuk. Defilenin en dikkat çeken tarafı tüm mankenlerin saç modellerinin aynı olması. 1930'ların topuzuyla her mankenin kafası bir, elbiseleri değişik. Defilenin en ilgi çekici konseptiydi. İşte bu sezonda Louis Vitton bize bu damaları layık görmüş.






8 Ocak 2013 Salı

Lady Diana




İngiltere'den gelen habere göre Lady Diana'nın resimleri açık arttırmayla satışa çıkıyormuş. Oraya kadar bi sıkıntı yok. Ancak bu haber Lady Diana'nın bir erkeğin kucağındaki resimleri ve bugüne kadar görmedikleriniz diye çıkınca, merakla bir inceleyeyim dedim. Resimler genelde kraliyet ailesinde çekilenlerdi. Tek bir tanesi evlilik öncesi bir flörtü ile çekilmiş resim. Zaten fotoğrafada bakıldığında Lady'nin genç ve çocuk yaşta olduğu gözüküyor. Fakat gazetecilerin çıkış noktasına bakarmısınız. 16 sene evvel 36 yaşında ölmüş birini bile karalamaktan kaçınmıyorlar. Oysa o resimlerde görülecek şey Lady'nin zerafi, son derece güzel ve kaliteli kıyafetleri, genel stili hiçbirisine yer verilmemiş. Varsa yoksa bir erkeğin kucağındaki hali. Lady Diana yaşadığı 36 yılına çok şey sığdırmış olabilir. Yalnız ne kadar mutlu olduğu tartışılır. Boşanmış bir ailenin çocuğu ve çocuk yaşta yaşadığı dravma. Sonra onunla formalite icabı evlenen bir koca, sürekli aldatılan bir kadın. Çocuklarına kendi yaşadıklarını tattırmamak  için ailesini kurtarmak adına verdiği çaba. Boşanmış bir kadın kraliyet ailesinden sonra çocuklarını belli günlerde görmesi ve en sonunda feci bir kazayla ölmesiyle sonuçlanan 36 yıl. Böyle bir kadının böylesi bahsedilmesi beni çok rahatsız etti. Sizinle paylaşmak istedim.

                                                                         Trafik Kazası





7 Ocak 2013 Pazartesi

El Örgüleri


Bugün butiğimizde konu el örgü modelleriydi. Malum havalar soğuk, herkesin üstünde kalın trikolar.Bazıları da elde örülenlerdi. Herkes birbirinden örgü modelleri alıyor,ilmikler sayılıyor, model çıkartmaya çalışılıyor. Örgü örmeyi daha iyi bilenler ön plana çıkıyor. Butiğimiz trikotaj atölyesine dönmüştü. Örgü örmek bazılarına terapi gibi geliyor. Bunlardan biri de arkadaşım Hülya. Her daim elinde bir örgü. Yalnız henüz ördüklerinin hiçbirini üzerinde göremedik. İplik alıyor, model tasarlıyor kısacası örgü örmekten kendini alamıyor. Bazen de öreceği kazağın kollarını birimize veriyor örelim diye. Kendi bedenlerini yapıyor kazak tamamlanıyor tamamalanmasına da, ama kullanmaya gelince yok. Aslında örgü örmek biraz bulaşıcı gibi sanki. Arkadaşlardan biri bişeyler örmeye başladığında diğerinede ilham geliyor. Böylecede eller çalışıyor. Eski kadınlar bu işle daha çok uğraşırlardı. Teknoloji çağı ilerledikçe el örgüsü yapanların sayısı azaldı. Kadınların daha fazla çalışma hayatlarına girmeleri, sosyalleşmeleri ve en önemlisi internette geçirdikleri vakitten örgü örmeye zaman kalmıyor. Zaman değişirken hobilerde değişiyor. Ama keyif alıyorsanız bir atkı örmekten başlayın, iyi gelir.






4 Ocak 2013 Cuma

Artık Kışı Yazı Yok


Yeni yılda indirimler devam ederken 2013 İlkbahar modasının haberleri ardı ardına geliyor.  Msn moda editörlerinin derledikleri 2013 sokak modası okuyucularla buluştu. Bir yandan mini eteklerle, montlar, bir yandan şortlarla botlar ve atkılar. Hepsi kavram karmaşası içinde. Aslında bu kombinler doğru olabilir çünkü, ilkbahar yaz sezonunu açtığımız ilk günlerde ki soğuk havaları düşünürsek bu yazlık kıyafetleri kışlık kıyafetlerle karıştırmak durumunda kalırız. Herhalde onlarda burdan yola çıkarak kombinlerini bu yönde yapmışlar. Eskiden yazlık kıyafetler ile kışlık kıyafetler daha keskin çizgiler ile ayrılırdı. Buzulların çözülmesi  bu kavramları alt üst etti. Şifonlar, penyeler,merserizeler eskiden yazlık giysiler arasında yer alırken şimdilerde dört mevsim giyilir hale geldi. Havaların çok soğuk olmaması kapalı yerlerdeki doğal  gazın sıcaklığı kalın giysileri giymeyi engelliyor. Tabi bu İstanbul ve Türkiye'nin Güneyi için geçerli. Oysa Türkiye'nin Doğusunda ve Kuzey ülkelerde yaşayan insanların kalın giysilerden vazgeçmeleri mümkün değil. Onlardan tek şanslı yanımız bu olsa gerek. İyi ki bu iklimde yaşıyoruz.

 
 
 

3 Ocak 2013 Perşembe

Bu Kadarı Fazla


2013'ün bu ilk günlerinde dünyaca ünlü markalar 2013 yaz kreasyonlarının tanıtım videolarını kendi sitelerine koymaya başladılar. Her biri ayrı ayrı konseptleri konu alan bu defileler hayli ilgi çekici. Marc Jacobs2un defilesinden bahsedersek kalın çizgili kıyafetlerden hoşlananlar yaşadı diyorum. Jacobs bu yılın yazında bir hayli kalın çizgilere yer vermiş. Pijama gibi giysiler başka bir deyişle hapishane kaçkınları tadında. Tasarımcı bu yaz çizgilerle kafayı bozmuş bes belli. Elbette ki içinden bazıları hoş, ancak show içinde olsa bu denli çizgili kıyafetleri seyretmek insanın miğdesini bulandırıyor. Ve yalnız giysilerde değil, tüm aksesuarlarda ve çantalarda vurgulayınca fazla olmuş. Ayrıca defilede öne çıkan pileli etekler, sivri ayakkabılara yer vermesi kendi tarzını yaratmış. Modayı belirleyen bu tasarım markaları böylesini uygun bulmuşşsa bize laf düşmez. Ancak herşeyin aşırısının güzel olmadğını savunanlardanım.

 
 

 
 
 
 

2 Ocak 2013 Çarşamba

Bu Yaz Zümrüt Yeşilsiz Geçmez



Her gün gelen moda haberleri, büyük markaların moda haftalarına katılımları, belirlenen modeller. Daha biz yeni yeni kışı yaşarken önümüzdeki yazın tüm ürünleri hazır. Tüm üreticiler yaza hazırlanırken her yılın sonunda gelecek yılın rengini belirleyen Pantone  kuruluşu açıklamasını yaptı. Ve 2013'ün rengini zümrüt yeşili olarak saptadı. Zümrüt yeşili her tende güzel durduğu gibi bronze tende  de bir başka duruyor. Bu yaz bu rengi sadece giysilerde değil, aksesuarlarda, ayakkabılarda  ve çantalarda devamlı karşımıza çıkacak. 2013 gardrobunuzu bu renklerle tamamlayın.Bu yaz zümrüt yeşilsiz geçmez.

 
 
 
 
 

31 Aralık 2012 Pazartesi

Umuttur Yeni Yıl


Bugün 31 Aralık senenin son günü. 2012 yılına nokta koyup 2013'ü karşıladığımız gün. Ve hepimiz yeni bir sayfa açıyoruz. Kendi defterimizdeki bu yeni sayfaya eski yılda gerçekleştiremediğimiz tüm arzuları ve isteklerimizi taşırız. Ve kısacası umutlarımızın yeşerdiği gündür bugün. Bazılarımız yeni senenin ne getireceğini öğrenmek için astrologların yeni yıl için yazdıkları yazıları takip eder. Ve kendilerine mutlak bir pay çıkartır. Bazılarımız kırmızı iç çamaşır ile bütün sene donanmayı bekler. Dükkanlarda narlar patlatırlır bolluk bereket getirsin diye, tatlılar yapılır tüm sene tatlı geçsin diye. Yeni bir giysiyle karşılarız yeni yılı. Ve herkesin birbirine iyi dilekler dilediği  gündür.. Bütün bunlar bazılaramıza hurafe gibi gelsede herkes kenarından, köşesinden bulaşır bu eylemlere. Barındırdığı sinerji  ve çok iyi niyetlerle yapılan bu temennilerin evrende yerini bulacağını umut ederiz. Hayatın da kendisi bu değilmidir ? Her daim değişen umutların sinsilesidir yaşamak. Yaşamamıza hayat veren, renk katan tüm bu beklentilerin yeni yılda gerçekleşmesi dileğiyle.
 
 
 
 
 

28 Aralık 2012 Cuma

BNG'deki Finalin Fiyaskosu


Dün gece Show Tv'de yayınlanan Bugün Ne Giysem programının finali tam bir fiyaskoydu. Hoş baştan beri tüm program yanlışlar sinsilesiydi ya. Doğru ve iyi giyinmenin öğretisinden çok jürinin kendi zevklerini ortaya koydukları bir platformdu. Yerli yersiz, yarışmacıları eleştirecekleri yerine kendi yaptıkları hataları fark etselerdi, moda adına  daha doğru bir iş çıkartırlardı. Cevahir Otel'de yapılan finalde halk aynı karmaşayla cevap vermiştir. Her yarışma kendi içinde şartlarını ve kategorilerini belirler. Oysa bu yarışmada bu olguların hiçbirisi yoktu. Halk tarafından 3. seçilen Ayşe Hanım 1. olmayı beklermiş. Tek türbanlı olma sıfatı onu bu beklentiye sokmuş. Kendi tabanından aldığı oylar 1. olmaya yetmedi. Yarışmanın amacı en iyi giyineni seçmek mi, yoksa taraf çatışmasımıydı anlayamadık. Tabi ki kapalı hanımlar için böyle bir yarışma yapılabilir ve en iyi giyinen de seçilebilir. Bir taraftan tesettür kıyafetleri, bir taraftan cesaretle sergilenen dekolte tuvaletler aynı kulvarda değerlendirelemez. İkinci seçilen Duygu Hanım'ın tüm yarışma boyunca taktığı maskeler ona bir gizemlik katıyordu. Ancak giydiği kıyafet son decere şık ve güzeldi. Ama jüri yine eleştiricek saçma sapan birşey bulunca moda duayeni Canan Yaka'nın son noktayı koyması herkese kapak oldu. Kusursuz olan Duygu Hanım'ın 2. olması çok şaşırtıcıydı.  80 yaşındaki Rana Hanım'ın  1. seçilmesi olayın karmaşıklığını daha çok vurguladı. Elbetteki Rana Hanım'ın bu medeni cesaretini  kutluyoruz. Ve de yaşına göre isabetli giyinmesini çok beğendik. Bence bu yarışmada hakkı onur ödülüydü. Ama baştan sona kavram karmaşası içinde olan bu prorgamın sonucu da böyle olması hiç şaşırtıcı değil. Şimdi program yapımcılarını, sonra jürilerin aklını başına toplamaları gerekiyor. Bundan sonra yapılacak olan programların böylesi kavramlar içinde olmaması dileğiyle. İnsanları yalan yanlış şekilde oyalamayın.

 
 
 
 
 
 

27 Aralık 2012 Perşembe

Pırıltılar Önde


Yeni yıla sayılı günler kaldı. Herkeste bir alışveriş telaşı. Ya hediye, ya kırmızı iç çamaşırı, ya da yeni yılda giyeceği pırıltılı kıyafetler. Genelde çalışan kesimin sezon içinde yaptığı alışverişler iş hayatına uygun ürünlerle olur. Böylesi özel gecelerde ise kendini daha güzel ve ayrı hissetmeleri için bugüne özel kıyafetlere yönelirler. İşte bugünlerde payetli kıyafetler öne çıktı. En azından bir payetli bluz veya eşarp onların işini görür oldu. Şık otellere gidecek olanlar ise daha ağır kıyafetleri seçiyorlar. Sezonun dantellilerinden sonra payetlilerde çok revaçta. Günün anlam ve ehemmiyetine göre pırıltılı görünmek biz kadınların çok hoşlandığı bir tarz. Belki de üstümüz parladığında gelecek olan yeni yılın tüm nimetleri ilk bizi görmesi içindir kim bilir ? Öyle veya böyle kendimizi böylesi  özel gecelerde iyi hissetmemiz özgüvenimizi artırır. Herşeyimizle şık olduğumuzu bilmek bile bize mutluluk verir. Yeni yılda tum mutluluklar bizi bulsun.